Zengin ama mütevazı, güzel bir kız ile fakir, yakışıklı ve gururlu bir genç arasındaki o engellenemez aşkı ve mutlu sonu işleyen klasik Yeşilçam teması, her şeye rağmen o kadar güzel işlenirdi ki… İnsanı incitmeden hüzünlendirir, kırıp dökmeden güldürürdü. Yazlık sinemaların vazgeçilmezi olan bu yapımın başrolünde, dönemin efsane jönü Erol Büyükburç yer alıyordu. Kadroda Türk sineması ve tiyatrosunun daha nice önemli isimleri vardı; zaman içinde onlardan da elbet bahsederim fakat bugün, sinemamızın gizli kahramanlarından Hulki Saner’i anlatmak istedim.
1921 yılında, savaştan esir düşerek çıkmış bir baba ve Kırım göçmeni bir annenin iki çocuğundan biri olarak İstanbul Gedikpaşa’da doğar Hulki Saner. Yoksulluk içinde geçen çocukluk yıllarının ardından, Haydarpaşa Lisesinde okurken Kadıköy Halkevi caz orkestrasında klarnet çalmaya ve konserler vermeye başlar. Mezuniyetten sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesine girer. Fakülte yıllarında da öğretmenlik ve müzisyenlik yapmaya devam eder, çeşitli radyo programlarına katılır ve orkestralar idare eder.
Kimya fakültesinden kimya mühendisi olarak mezun olduktan sonra, 1946 yılında metalurji lisansı yapmak üzere ABD’ye gider. Amerika’da kaldığı süre içerisinde okuduğu üniversitenin senfoni orkestrasında klarnet çalmayı sürdürür, girdiği kilise korosunda bariton olarak şarkı söyler.
Bulunduğu yer olan New York’tan California’ya geçerek Berkeley’deki California Üniversitesinde öğrenimine devam ederken, büyük bir caz orkestrasında ünlü cazcı Herb Miller ile birlikte çalışmaya başlar. 27 yaşında Türkiye’ye döner. Yedek subay olarak Ankara’da askerliğini yaparken Şekip Ayhan Özışık, Yahya Benekay, Ümit Aksu ve Erdem Buri ile birlikte kurdukları orkestrada konserler verir. Askerliğini bitirdikten sonra 1954 yılında evlenir. Mobil Oil’de kimya mühendisliği ve Milliyet gazetesinde tercümanlık yapar. Ayrıca İstanbul Radyosu’nda “Melodi Kervanı” isimli bir program hazırlamaya başlar. Pazar sabahları yayınlanan bu program, kısa sürede hatırı sayılır bir dinleyici kitlesine ulaşır.
1955-1956 yıllarında Milliyet gazetesinde haftada bir yayınlanan “Sanat Sayfası”nın yönetimini üstlenerek bir süre gazetecilikle uğraşır.
1956 yılında Atıf Yılmaz’ın çektiği “Beş Hasta Var” ve Lütfi Akad’ın çektiği “Kalbimin Şarkısı” filmlerinin özgün müziklerini yaparak Yeşilçam’a ilk adımını atar. 1959 yılında Aydın Gür’ün açtığı İstanbul Operası’nda iki sene boyunca “Tosca” operasının başrollerinden biri olan polis müdürü Scorpia’yı oynayarak opera sanatçılığı yapar. 1950’li yılların ikinci yarısında ilk film şirketi olan Arı Film’i kurar ve “Sevmek Günah mı” isimli filmi yapar. Daha sonra çektiği “Yaşamak Hakkımdır” filminin ardından Saner Film’i hayata geçirir.
“Tatlı Günah”, “Gol Kralı Cafer”, “Helal Olsun Ali Abi”, “Ayşecik Canımın İçi” (Ayşecik serisi), “Fıstık Gibi Maşallah”, “Küçükbeyin Kısmeti”, “Anaların Günahı”, “Cibali Karakolu”, “Demirel’e Söylerim” gibi Yeşilçam’ın klasikleşmiş filmlerinde; Türkan Şoray, Ayhan Işık, Cüneyt Arkın, Suphi Kaner, Vahi Öz, Muammer Karaca, Mualla Sürer, Sadri Alışık, Zeynep Değirmencioğlu, İzzet Günay, Göksel Arsoy gibi starlar ile çalışır ve büyük gişe hasılatları yapan komedi filmlerine imza atar.
Akıllarda yıllarca yer edecek olan “Horoz Nuri” gibi bir tiplemeyi ve özellikle 1964 yılında amcasından esinlendiği unutulmaz “Turist Ömer” karakterini yaratır. Turist Ömer; “Helal Olsun Ali Abi” filminde Sadri Alışık’ın canlandırdığı tiplemeyle doğmuş olur. Serinin ilk filmi “Turist Ömer” adıyla 1964 yılında yine Hulki Saner tarafından çekilir. Saner; “Turist Ömer Dümenciler Kralı”, “Turist Ömer Almanya’da”, “Turist Ömer Boğa Güreşçisi”, “Turist Ömer Arabistan’da”, “Turist Ömer Yamyamlar Arasında” ve “Turist Ömer Uzay Yolunda” filmlerinin hem yapımcılığını, hem yönetmenliğini hem de senaristliğini üstlenerek Türk sinemasında bir devir açar.
1969-1970’li yıllarda Erol Büyükburç ile müzikal filmler yapmaya başlayan Saner; “Kızılcıklar Oldu mu”, “Beş Fındıkçı Gelin”, “Berduş”, “Öp Beni”, “Yasemin’in Tatlı Aşkı” gibi müzikallerin yanı sıra; Emel Sayın’ın en gözde filmlerinden olan “Feride”, “Gülizar”, “Makber”, “Eyvah”, “Hicran”, “Süreyya” gibi Yeşilçam’ın unutulmaz eserlerine yapımcı olarak imza atar.
O yıllarda kurduğu Saner Plak şirketinde yaptığı söz ve müzik çalışmalarında, tıpkı senaryolarında olduğu gibi, halkın ne tip melodilerden etkileneceğini çok iyi bilir. Erol Büyükburç’un “Berduş”, İnci Çayırlı’nın “Kara Kara Gözler”, Neşe Karaböcek’in “Niyet” şarkıları ile Altın Plak ödüllerini kazanır. Emel Sayın’ın seslendirdiği “Feride”, “Rüyalar Gerçek Olsa”, “Gülizar”, “Hicran” gibi şarkıların söz ve müziklerini yapar, kendi plak şirketinde bu şarkıların satışlarını gerçekleştirir. Ayrıca yine o yıllarda Yeşilçam’da ilk renkli film stüdyosunu hayata geçirir ve reklam sektöründe de faaliyetlerde bulunur. 1969 yılında Coca-Cola’nın reklam işlerini yürütür; yıllardır dillerden düşmeyen “Hayatın Gerçek Tadı Coca-Cola” cıngılı da bizzat kendisine aittir.
1977 yılında bir Fransız şarkı sözünden esinlenerek senaryosunu yazdığı “Çeşme” filmini, Temel Gürsu’nun yönetmenliğinde Ferdi Tayfur ile hayata geçirir. Bu film, Ferdi Tayfur’un ilk filmidir ve büyük bir başarı kazanır. Arkasından “Derbeder” ve “Batan Güneş” isimli filmler gelir. Hulki Saner; gişelerde büyük başarılar yakalamış “Uyanık Kardeşler”, “Pembe Panter”, “Sultan Gelin”, “Hababam Taburu”, “Bak Yeşil Yeşil”, “Arabacının Aşkı”, “Dağdan İnme”, “Kızıl Vazo” gibi filmlerde; Müjdat Gezen, Ahmet Özhan, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Şener Şen, Kadir İnanır gibi Yeşilçam’ın ünlü starları ile çok başarılı projelere yapımcı ve yönetmen olarak imza atar.
Hulki Saner’in hayat hikayesinin de gösterdiği gibi, karşımızda çok yönlü çalışan bir sahne insanı var. Bu başarının temelinde, şimdilerde ne yazık ki vazgeçilen, o dönemin çağdaş Cumhuriyet okullarının eğitimi yatıyor. Kimya mühendisliğinden müzisyenliğe, yazarlıktan sinemaya uzanan bu yol; ülkemiz insanı için değer taşıyan şarkıları, filmleri ve oyuncuları üreten, destekleyen bir sanat insanının portresidir. Birlikte üretmenin ve bunu topluma sunmanın yöntemlerini bizim geleneklerimizle, bizim hikayelerimizle en uygun biçimde harmanlayan ustalara bir kez daha saygı ve şükranlarımızı sunmamız gerekir.
Benim ve benim gibi arşiv yapan, araştıran insanların birinci görevi, tarafsızca bulduklarımızı okurlarla paylaşmaktır. Bunu yapmak bana çok iyi geliyor. Günümüzdeki oyunculuk, senaristlik ve şarkıcılık yapan arkadaşlara biraz geçmişi hatırlatmak sanırım iyi olacaktır. Ustalardan daha iyisini üretmek, çıta yükselterek ustanın önüne geçmek; sanatı ve zanaatı geleceğe taşımak adına çok önemlidir.
Her zaman olduğu gibi, hoşçakalın, dostça kalın…
KUKLACI