

www.medyabeykoz.com | 3 Şubat 2026
Dün Beykoz Belediye Meclisi’nde yankılanan “Oturduğunuz koltuklar helal değildir” ve “Eşinizden helallik aldınız mı?” şeklindeki ifadeler, aslında yerel bir tartışmanın ötesinde, modern siyasetin en büyük yaralarından birini; “belaltı siyaseti” bir kez daha gündeme getirdi. Siyasetin kürsüden ringe evrildiği, fikirlerin değil kişisel hayatların hedef alındığı bu tabloyu mercek altına alıyoruz.
Argüman Bittiğinde Başlayan Karanlık: Neden Belaltı?
Bir siyasetçi neden rakibinin şahsiyetine, mahremine veya ailevi değerlerine saldırır? Bu durum genellikle bir güç gösterisi gibi sunulsa da, aslında derin bir “yetersizlik” sinyalidir.
Siyasetbilimciler Beykoz özelinde olmasa da “belaltı siyasete başvurulmasını” genellikle üç başlık altında inceliyorlar:
Siyasetbilimcilerin değerlendirmeleriyle devam edelim:
Belaltı Hücumlar Yapan Siyasetçi İçin Hangi Sorular Gündeme Gelir?
Kutuplaşma: Bilinçli Bir Strateji
Bazı durumlarda bu üslup bir anlık öfke değil, bilinçli bir yöntem olarak kullanılır. “Biz ve onlar” hattını keskinleştirmek, kendi tabanını konsolide etmek için rakibi “ahlaken düşük” gösterme çabası olarak ortaya çıkar. Ancak unutulmamalıdır ki; siyaset ahlakla bağını kopardığında kısa vadede gürültü üretse de, uzun vadede telafisi imkansız bir itibar ve güven kaybı yaratır.
Sonuç: Toplum Neyi Hatırlar?
Beykoz Belediye Meclisi örneğinde olduğu gibi, meclis çatısı altında ailevi ve mahrem konuların tartışma konusu yapılması, siyasi rekabetin değil, siyasi nezaketin iflasıdır. Toplumlar bir süre bu gürültülü dile maruz kalabilir; ancak tarih, kimin neyi savunduğundan ziyade, o savunmayı yaparken takındığı üslubu hatırlar. Belaltı hücumlar karşı tarafı küçültmez; aksine, o yumruğu savuranın ne kadar zayıf olduğunu tesciller.
Siyasetin omurgası fikir olmalıdır; şahsi hayatlar değil.