17 AĞUSTOS’TAN BUGÜNE: UNUTMADIK, PEKİ DERS ALDIK MI?
ESENGÜL YÜCE
17 Ağustos 1999…
Saat 03.02’de Marmara’nın altından yükselen o büyük sarsıntı, yalnızca binaları değil, binlerce insanın hayatını yerle bir etti.
Anneler evlatsız, çocuklar annesiz-babasız kaldı.
Yuvalar yıkıldı, hayatlar yarım kaldı.
Ve bugün, 27 yıl sonra hâlâ o gecenin acısını taşıyoruz.
Bugün 17 Ağustos.
Deprem gerçeği ise hâlâ yanı başımızda.
Türkiye bir deprem ülkesidir. İstanbul ise olası büyük bir depremin en ciddi risk taşıdığı kentlerin başında geliyor. Buna rağmen hâlâ milyonlarca insanımızın yaşadığı yapıların güvenliği konusunda gereken hızda ve kapsamda çalışma yapılmış değil.
Beykoz da bu gerçeğin dışında değil.
Boğaz’ın kıyısında, yamaçlarında, dar sokaklarında ve eski yapıların arasında binlerce insan yaşıyor. Her gün evlerimize giriyor, çocuklarımızı okula gönderiyor, işimize gidiyor ve hayatımıza devam ediyoruz.
Ama kaçımız yaşadığımız binanın deprem güvenliğini gerçekten biliyoruz?
Kaç binanın deprem performansı ölçüldü?
Kaç bina riskli olarak tespit edildi?
Kaç bina güçlendirildi?
Kentsel dönüşüm konusunda ne kadar yol alındı?
Olası bir depremde Beykoz’da insanlar nereye gidecek?
Toplanma alanları yeterli mi?
Arama-kurtarma ekipleri ve acil müdahale planları hazır mı?
Bunlar yalnızca birer soru değil, milyonlarca insanın hayatıyla ilgili hayati meselelerdir.
Beykoz’un ihtiyacı yalnızca güzel sokaklar, düzenli kaldırımlar ve estetik bir kent görüntüsü değildir.
Beykoz’un asıl ihtiyacı güvenli yapılardır.
Çünkü deprem olduğunda bize binaların ne kadar güzel göründüğü değil, ne kadar sağlam olduğu lazım olacak.
Kent estetiği elbette önemlidir. Ancak deprem kuşağında yaşayan bir kentte estetikten önce can güvenliği gelmelidir.
Bugün yönetenlere sormak gerekiyor:
Deprem olmadan önce hangi hazırlıklar tamamlandı?
Çünkü deprem olduktan sonra enkazın başında yapılacak hiçbir açıklama, kaybedilen bir canı geri getirmeyecek.
Deprem olduktan sonra müdahale etmek zorundayız elbette. Ama asıl görevimiz, deprem olmadan önce müdahale etmektir.
Bir binanın riskli olduğunu depremden sonra öğrenmek değil, depremden önce tespit etmek zorundayız.
Bir toplanma alanının varlığını enkazın ortasında aramak değil, bugünden bilmek zorundayız.
Ve en önemlisi; “Deprem olursa ne yapacağız?” diye sormaya devam edeceğiz. Çünkü biz cevabı vermekle değil, cevabı vermesi gerekenlerden istemekle sorumluyuz.
Çünkü deprem siyasete malzeme yapılacak bir konu değildir.
Ama deprem hazırlığını ihmal etmek de siyasetten bağımsız bir mesele değildir.
İmar kararları, yapı denetimleri, kentsel dönüşüm politikaları, toplanma alanları ve afet planları doğrudan kamu yönetiminin sorumluluğundadır.
Deprem olduktan sonra enkazın başında fotoğraf vermek yerine, deprem olmadan önce o enkazın oluşmasını engellemek gerekir.
27 yıl önce binlerce insanımızı kaybettik.
Onların ardından “bir daha asla” dedik.
Ama 6 Şubat 2023’te 11 ilde yaşanan büyük felaket bize bir kez daha gösterdi ki; geçmişten yeterince ders alınmadığında, acı sadece erteleniyor, yok olmuyor.
Bir kez daha mahşeri yaşadık.
Bir kez daha binlerce canımızı toprağa verdik.
Bir kez daha “bir daha asla” sözünün ne kadar ağır bir sorumluluk olduğunu gördük.
Ama bugün hâlâ aynı soruları soruyorsak, aynı ihmalleri konuşuyorsak, aynı hazırlıksızlığın içinde yaşıyorsak geçmişten yeterince ders almamışız demektir.
17 Ağustos’ta kaybettiklerimizi anmak, sadece onları hatırlamak değildir.
Onlara verebileceğimiz en büyük söz şudur:
Bir daha çocuklarımızı enkaz altında bırakmamak.
Bir daha annelerin evlatlarının cenazesini beklememesini sağlamak.
Bir daha kimseye kendi selasını dinletmemek.
Bir daha “Keşke daha önce önlem alsaydık” dememek.
Beykoz’un sokakları güzel görünsün, kentimiz gelişsin, yaşam alanlarımız daha düzenli ve estetik olsun…
Bunlara itirazımız yok.
Ama biz şunu istiyoruz:
Önce sağlam bina.
Önce güvenli kent.
Önce insan hayatı.
Çünkü bir kentin gerçek değeri, ne kadar güzel göründüğüyle değil, insanlarını ne kadar güvende yaşattığıyla ölçülür.
17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde hayatını kaybeden tüm yurttaşlarımızı rahmet, saygı ve özlemle anıyorum.
6 Şubat 2023’te kaybettiğimiz tüm canlarımızı da aynı acıyla, aynı yürek sızısıyla hatırlıyoruz.
Elbette unutmadık.
Unutmayacağız da…
Ama artık hazırlıksızlığı kader olarak kabul etmeyeceğiz.
Çünkü bu ülkede her depremden sonra aynı acıları yaşamak kader değil; önlenebilir bir ihmaldir.