M. Talat Karasakaloğlu
BUGÜN BANA İSE, YARIN SANA…
Kaynanan, kayınpederin ya da kendi öz annen, baban…
Çocuklarına severek, isteyerek ve hiçbir karşılık beklemeden baktıklarında her şey güllük gülistanlıktır.
Peki ya o yaşlılar elden ayaktan düşüp bakıma muhtaç hâle geldiklerinde?
İşte o zaman işler değişebiliyor. Bir zamanlar sevgiyle büyüttükleri çocukları için torunlarına gözleri gibi bakan büyüklerimiz, bu kez kendileri ilgiye, bakıma ve şefkate ihtiyaç duyduklarında sorunlar başlayabiliyor.
Elbette bu sözlerim herhangi bir kişiyi ya da aileyi hedef almıyor. Kendi yaşadıklarımızla ilgili bir gönderme de değildir. Tamamen genel bir toplumsal değerlendirmedir.
Ancak aynı kandan, aynı candan olduğumuz insanlar arasında çocuk bakımı ile yaşlı bakımı konusunda ortaya çıkan bu çelişkiyi, kimseyi suçlu ilan etmeden sorgulamamız gerektiğine inanıyorum.
Bir zamanlar bize ve çocuklarımıza emek veren büyüklerimize karşı sorumluluklarımızı ne kadar yerine getirebiliyoruz?
Bir başka konu da yaşlılarımızın ücretsiz seyahat hakkı…
Yaşlılarımızın ücretsiz toplu taşıma hakkı üzerine yorum yapanlara, hatta bu hakkın kaldırılmasını isteyenlere de birkaç sözüm var.
Bu hak, TBMM tarafından çıkarılan kanunla düzenlenmiş, uygulamanın ayrıntıları ise ilgili yönetmelikle belirlenmiştir.
Yaş almış büyüklerimizin aldıkları emekli maaşlarını, artan yaşam maliyetlerini ve hastane başta olmak üzere günlük ihtiyaçları için yapmak zorunda oldukları yolculukları düşündüğümüzde, bu hakkın ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır.
Ücretsiz seyahat, yaşlılarımıza sunulmuş bir lütuf değil, kanunla tanınmış bir haktır.
Elbette uygulamanın sürdürülebilirliği ve ortaya çıkan sorunlar konuşulabilir. Ancak çözüm ararken yaşlılarımızı bir yük gibi görmek yerine, onların yıllarca bu topluma ve ailelerine verdikleri emeği de hatırlamak zorundayız.
Yaşlılarımız hakkındaki düşüncelerimizde ve davranışlarımızda sevgi ve saygıyı esas almak, yalnızca bireysel bir tercih değil, toplumsal bir sorumluluktur.
Kendi çıkarlarımızı her şeyin üzerinde tutmanın, bencilliğin ve özveriden uzaklaşmanın çevremizde nasıl bir iz bıraktığını da düşünmeliyiz.
Çünkü hayat yalnızca bugünden ibaret değildir. Bugün güçlü, sağlıklı ve kendi ihtiyaçlarımızı karşılayabilir durumda olabiliriz. Ancak yarının bize neler getireceğini hiç kimse bilemez.
Bugün başkasının hakkına, ihtiyacına ve huzuruna gösterdiğimiz duyarlılık, yarın bizim nasıl bir toplumda yaşayacağımızı da belirler.
Adalet de huzur da herkese lazım.
İnsanların yaşına, ekonomik durumuna veya içinde bulunduğu şartlara bakmaksızın birbirlerinin haklarına saygı gösterdiği bir toplumda yaşamak hepimizin hakkıdır.
Bugün başkasının huzurunu, hakkını ve ihtiyaçlarını önemsemiyorsak, yarın aynı anlayışsızlıkla karşılaştığımızda ne düşüneceğimizi de sorgulamalıyız.
Unutmayalım ki bugün bakıma ihtiyaç duyan büyüklerimizin yerinde yarın bizler olabiliriz.
BUGÜN BANA İSE, YARIN SANA…
Gelin, bütün bunları birlikte sorgulayalım.
Kimse kimseye yük olmadan değil belki ama kimse kendisini yük gibi hissetmeden sürdürebilsin hayatını…
Çünkü hepimizin elinde kalan şu üç günlük dünyada en çok ihtiyacımız olan şey; anlayış, sabır, sevgi ve vefadır.
Çocuklarımıza gösterdiğimiz anlayışı, sabrı ve özveriyi büyüklerimize de gösterebiliriz.
Yeter ki birbirimizi anlamaya çalışalım. Yeter ki insan olduğumuzu, yaş alacağımızı ve bir gün bizim de başkalarının anlayışına ihtiyaç duyabileceğimizi unutmayalım.
Adalet de huzur da herkese lazım.
Anlayış… Sabır… Özveri…
Çocuklarımıza gösteriyoruz.
Aynı şekilde büyüklerimize de gösterebiliriz.
Bu dünyada kalpler kırılmasın…
M.TALAT KARASAKALOĞLU