İstanbul Anadolu 40. İş Mahkemesi’nde titizlikle yürüttüğümüz işe iade davasında, mahkeme heyeti davalı şirketin “ekonomik konjonktür ve mali disiplin” iddialarını yerinde bulmadı. Feshin geçersizliğine hükmeden mahkeme, müvekkilimin işe iadesine, işe başlatılmaması halinde ise 4 aya kadar boşta geçen süre ücreti ile 4 aylık brüt ücret tutarında işe başlatmama tazminatı ödenmesine karar verdi.
Dava dosyasının en önemli dayanağı olan bilirkişi raporu, müvekkilimin işten çıkarılmasının aslında mali bir zorunluluktan kaynaklanmadığını kanıtladı. Rapor, şirketin 2024 yılında faaliyet düzeyinde kârlılık üretmeye devam ettiğini, iddia edilen dönem zararının ise esas faaliyetlerden veya personel giderlerinden değil, tamamen “olağandışı giderler” kalemindeki artıştan kaynaklandığını net bir şekilde ortaya koydu.
Dava sürecinde yaptığımız en çarpıcı tespitlerden biri de şirketin çelişkili istihdam politikasıydı. “İş gücü fazlası var” diyerek müvekkilimin işine son veren işveren, fesih tarihinden sonraki süreçte dahi aynı departmanlara yeni personel alımı yapmaya devam etti. Bilirkişi heyeti de bu durumu raporunda tespitleyerek, işverenin iş gücü fazlalığına dair denetime elverişli hiçbir somut çalışma sunamadığını vurguladı.
Dava dosyasına giren ve bilirkişi heyeti tarafından yapılan incelemeye göre, davalı şirketteki personel hareketliliğine ilişkin istatistiksel veriler oldukça dikkat çekicidir:
Bir avukat olarak bu verilerin, işverenin sunduğu “iş gücü fazlalığı” ve “mali disiplin” savunmasını tamamen çürüttüğünü ve feshin “son çare olması” ilkesini ihlal ettiğini net bir şekilde ortaya koyduğunu söyleyebilirim.
Davanın vekili olarak, mahkemenin bu kararına karşı hukuki değerlendirmem şu şekilde:
Mahkeme, iş hukukunda ispat yükünün işverende olduğunu hatırlatan çok kıymetli bir hüküm kurdu. Müvekkilimin iş akdinin feshine gerekçe gösterilen ‘işletmesel kararların’, şirketin finansal verileriyle örtüşmediği bilirkişi raporuyla da sabitlenmişti. İşveren, feshin son çare olduğunu ispatlayamadı. Üstelik fesih ile eş zamanlı olarak yeni işe alımlar yapılması, iddia edilen ‘ekonomik zorunluluk’ argümanını bizzat işverenin kendi uygulamalarıyla çürütmüştür. Bugün alınan bu karar, işverenin ‘ekonomik zorunluluk’ maskesi arkasına sığınarak yaptığı keyfi tasarrufların, hukuk devleti ilkeleri karşısında hiçbir karşılığı olmadığını tescillemiştir.
Mahkeme, belediye şirketinin mali disiplin bahanesiyle yaptığı işten çıkarmaların gerçeği yansıtmadığını belgelerle ortaya koymuştur. Bu karar, müvekkilimizle aynı haksızlığa maruz bırakılan diğer iş arkadaşları için de önemli bir hukuki emsaldir. Haklı mücadelemiz, yargının tarafsız denetimiyle tescillenmiş oldu.
İlk derece mahkemesinin bu kararı, iş hukukundaki “iş güvencesi” hükümleri gereğince büyük bir kazanım olsa da, işveren tarafının İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yoluna başvuru hakkı bulunuyor. Hukuki süreci yakından takip etmeye devam edeceğim. Ancak verilen bu kararın, belediye bünyesindeki tüm haksız fesih uygulamalarına karşı çok güçlü bir hukuki dayanak oluşturduğunun altını çizmek isterim.
AV. BURAK SALDIROĞLU