www.medyabeykoz.com | 19 Haziran 2026
İstanbul’un kronikleşen ulaşım sorununa ne zaman bir çözüm aransa, formül hemen önümüze konur: “Her yere metro, her yere raylı sistem…” Kuşkusuz, megakentin yoğun nüfuslu ve dikey yapılaşmış ilçeleri için bu formül hayat kurtarıcıdır. Ancak söz konusu Beykoz olduğunda, bu ezberi bozmak, durup bir düşünmek zorundayız. Çünkü Beykoz’a metro getirmek, sadece yüksek maliyetli bir mühendislik hatası olmakla kalmaz; aynı zamanda eşi benzeri olmayan bir ilçenin kendi sonunu hazırlaması anlamına gelir.
Gelin, bu gerçeği hem ekonomik hem de kentsel doku açısından iki temel eksende masaya yatıralım.
Bir toplu taşıma yatırımının, özellikle de milyarlarca dolarlık metro projelerinin hayata geçebilmesi için ilk şart “yolcu verimliliğidir.” Metro hatları, saatte tek yönde 30-40 bin yolcu taşıma kapasitesine göre tasarlanır ve bu yoğunluğu besleyecek nüfus koridorlarına ihtiyaç duyar. Beykoz, yüzölçümü olarak İstanbul’un en geniş topraklarından birine sahip olsa da nüfus yoğunluğu bakımından kentin en seyrek bölgelerinden biridir. Yani metro; ekonomik olarak kendini amorti etmesi neredeyse imkânsız bir yatırım demektir.
Buna bir de ilçenin zorlu topoğrafyasını ekleyin. Engebeli arazi yapısı, boğaz hattı boyunca uzanan zemin özellikleri ve koruma altındaki alanlar, tünel açma maliyetlerini İstanbul’un diğer yerlerine kıyasla astronomik seviyelere çıkaracaktır. Kamunun sınırlı kaynaklarını, verimliliği bu kadar düşük ve maliyeti bu kadar yüksek bir projeye gömmek ne kadar akılcıdır? Tartışmaya değmez mi?
İşin ekonomik boyutu bir kenara, asıl tehlike ilçenin kimliğinde saklı. İstanbul’un kentsel hafızası bize net bir ders veriyor: Bir yere metro istasyonu açtığınız an, orası hızla dikey mimarinin, plazaların, devasa alışveriş merkezlerinin ve kontrolsüz bir nüfus patlamasının hedefi haline gelir.
Metro, Beykoz’un bugüne kadar binbir emekle korumayı başardığı “sayfiye“, “köy” ve “doğa” konseptini kendi ellerimizle yok etmek demektir. Rayların ulaştığı bir Beykoz’da, ne o tarihi mahalle kültürü kalır ne de huzur. İstanbul’un akciğerleri sayılan Kuzey Ormanları ve hayati öneme sahip su havzaları, bu ulaşım aksının yaratacağı imar ve yapılaşma baskısına karşı direnemez. Kısacası; Beykoz’a metro gelirse, ortada korunacak bir Beykoz kalmaz.
Beykoz’un ulaşım ihtiyacını görmezden gelelim demiyoruz. Aksine, çözümü ilçenin ruhuna ve doğasına uygun alternatiflerde aramalıyız. Ağır raylı sistemler yerine, Boğaz’ın nimetlerinden faydalanarak deniz ulaşımını çok daha aktif, sık ve entegre hale getirebiliriz. Sahil şeridi ile yukarılardaki yerleşim alanlarını, Kavacık gibi merkezi noktaları birbirine bağlayacak, doğaya zarar vermeyen butik füniküler sistemleri geliştirebiliriz. Mevcut yolların kapasitesini zorlamayacak elektrikli ekspres otobüs hatları ve çevre dostu mikromobilite çözümleriyle bu sorunu pekala çözebiliriz.
Beykoz’a sadece harita üzerinde bir “ulaşım çizgisi” çekerek yaklaşamayız. Şehircilik, sadece yol yapmak değil; o yolun geçtiği yerin sosyo-kültürel ve doğal mirasını geleceğe taşımaktır. Beykoz’u kurtarmak, onu metrolarla kente bağlayarak eritmekten değil, özgün yapısını titizlikle korumaktan geçer.
ALAATTİN KILIÇ
#beykoz #beykozhaberleri #beykozhaber #istanbulhaber