BEYKOZ’UN MÜLKİYET ÇIKMAZI: SİT ALANLARI NEDEN VE NASIL BELİRLENDİ?
Türkiye’de SİT (Sit Alanı) uygulamalarının başlangıcı ve tarihsel gelişimi, kültürel ve doğal varlıkların korunması adına atılan stratejik adımları kapsar. Bu süreç, Osmanlı dönemindeki ilk yasal düzenlemelerden Cumhuriyet dönemindeki modern koruma anlayışına kadar uzanan bir evrimdir.
İşte SİT uygulamalarının başlangıcına dair detaylı araştırma:
1. Osmanlı Dönemi: İlk Adımlar (Asar-ı Atika)
Türkiye’de koruma bilincinin temelleri, 19. yüzyılda Batılılaşma hareketleriyle birlikte atılmıştır. SİT kavramı henüz terim olarak var olmasa da, taşınmaz varlıkların korunması fikri şu düzenlemelerle başlamıştır:
- 1869 ve 1874 Nizamnameleri: İlk eski eser tüzükleridir ancak kapsamları oldukça dardır.
- 1884 Asar-ı Atika Nizamnamesi: Osman Hamdi Bey’in çabalarıyla hazırlanan bu tüzük, Türk koruma hukukunun miladı kabul edilir. Eserlerin yurt dışına çıkarılmasını yasaklamış ve “devlet malı” sayılmasını sağlamıştır.
2. Erken Cumhuriyet Dönemi ve “Anıt” Kavramı
Cumhuriyetin ilanıyla birlikte koruma, ulusal kimlik inşasının bir parçası haline gelmiştir.
- 1933 Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu (GEEAYK): Bu kurulun kurulmasıyla, koruma kararları bilimsel ve yönetsel bir zemine oturmaya başlamıştır.
- 1951 Yılındaki Dönüm Noktası: 5805 sayılı kanunla GEEAYK daha yetkili hale getirilmiş ve sadece tek yapı ölçeğinde değil, çevresiyle birlikte koruma fikri tartışılmaya başlanmıştır.
3. SİT Kavramının Yasal Olarak Doğuşu: 1973 ve 1710 Sayılı Kanun
Modern anlamda “SİT” terimi ve uygulaması ilk kez 1973 yılında yürürlüğe giren 1710 sayılı Eski Eserler Kanunu ile hukukumuza girmiştir.
- Tanım: Bu kanunla birlikte koruma alanı genişletilmiş; sadece tekil yapılar (cami, saray, kilise) değil, bu yapıların içinde bulunduğu mahalleler, sokaklar ve doğal alanlar da “SİT alanı” olarak tanımlanmaya başlanmıştır.
- Sınıflandırma: Kentsel, arkeolojik ve doğal sit ayrımı bu dönemde belirginleşmiştir.
4. Güncel Temel: 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu
Bugün hala yürürlükte olan en kapsamlı düzenleme 1983 yılında çıkan 2863 sayılı kanundur. Bu kanunla SİT uygulamaları şu kategorilere ayrılmıştır:
SİT TÜRÜ Tanım ve Kapsam Arkeolojik SİT İnsanlığın varoluşundan günümüze kadar gelen eski uygarlıkların yer üstünde, yer altında veya su altındaki ürünlerini kapsar. Kentsel SİT Mimari, mahalli, tarihsel ve estetik özellikleri nedeniyle korunması gereken yerleşim alanlarıdır (Örn: Beykoz’un tarihi mahalleleri). Doğal SİT Jeolojik, ekolojik veya peyzaj açısından korunması gereken alanlardır. Tarihi SİT Millî tarih veya askeri çatışma olaylarının geçtiği, korunması gereken alanlardır.
5. Beykoz Özelinde SİT Süreci
Beykoz, İstanbul’un hem kentsel hem de doğal dokusunu en yoğun SİT kısıtlamalarıyla koruyan, ancak bu durumun sosyal ve ekonomik etkilerini en derinden hisseden ilçelerin başında gelir. Beykoz özelinde SİT uygulamalarının derinleştiği noktalar şunlardır:
1995 TARİHLİ DÖNÜM NOKTASI
Beykoz’un bugünkü idari ve mimari kaderini belirleyen en kritik tarih 15 Kasım 1995‘tir. Bu tarihte İstanbul III Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, Beykoz’un çok büyük bir kısmını “Doğal SİT Alanı” ilan etmiştir. Bu karar, ilçede sadece tarihi binaların değil, ormanların, meraların ve hatta boş arazilerin bile çivi çakılamaz hale gelmesine yol açmıştır.
BOĞAZİÇİ KANUNU VE SİT ÇAKIŞMASI
Beykoz, koruma hukuku açısından Türkiye’nin en karmaşık yerlerinden biridir. İlçede üç farklı otorite iç içe geçer:
- 2960 Sayılı Boğaziçi Kanunu: Sahil şeridi ve öngörünüm bölgesini sıkı denetler.
- 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu: SİT alanlarındaki her türlü fiziki müdahaleyi kurula bağlar.
- Orman Kanunu: Beykoz’un %70’inden fazlasının orman olması nedeniyle Tarım ve Orman Bakanlığı devrededir.
Bu durum, Beykoz’da bir evin çatısını aktarmayı dahi yıllarca süren bürokratik bir izin sürecine dönüştürmüştür.
SİT TÜRLERİNİN BEYKOZ DAĞILIMI
İlçede SİT uygulamaları tek tip değildir:
- Arkeolojik SİT: Yoros Kalesi ve çevresi gibi antik dönem izleri taşıyan alanlar.
- Kentsel SİT: Paşabahçe, Kanlıca ve Anadolu Hisarı gibi tarihi mahalle dokusunun korunması gereken alanlar. Bu bölgelerde binaların dış cephe renginden pencere doğramasına kadar her detay koruma altındadır.
- Doğal SİT: Beykoz’un “İstanbul’un Akciğeri” olarak kalmasını sağlayan, Karadeniz hattına kadar uzanan devasa yeşil alanlar.
GÜNCEL GELİŞMELER: SİT DERECELERİNİN YENİDEN DEĞERLENDİRİLMESİ
Son yıllarda (özellikle 2020 sonrası), Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından Beykoz’daki SİT alanlarının derecelendirmesi yeniden revize edilmektedir.
- “Kesin Korunacak Hassas Alanlar”, “Nitelikli Doğal Koruma Alanları” ve “Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanları” olarak yeni kategoriler belirlenmiştir.
- Bu revizyonun amacı, koruma-kullanma dengesini kurarak on yıllardır süregelen mülkiyet ve imar sorunlarını (özellikle Tokatköy ve Dedeoğlu gibi bölgelerde) çözüme kavuşturmaktır.
UYGULAMANIN BEYKOZ HALKINA ETKİSİ
SİT uygulamaları Beykoz’u İstanbul’un diğer ilçelerindeki gibi bir “beton yığını” olmaktan kurtarmış olsa da;
- Mülkiyet Sorunu: On binlerce vatandaşın evinin “SİT alanı” içinde kalması tapu ve imar barışı süreçlerini zorlaştırmıştır.
- Yenileme Güçlüğü: Tarihi dokudaki evlerin restorasyon maliyetleri, SİT kuralları nedeniyle normal bir inşaatın katbekat üzerindedir.
Beykoz, Türkiye’deki SİT hukukunun hem en başarılı koruma örneği hem de en büyük mülkiyet çıkmazlarından biridir.
MEDYABEYKOZ HABER MERKEZİ
#beykoz #beykozhaberleri #beykozhaber #istanbulhaber