Sosyal psikoloji literatürü, her tartışmada son kelimeyi etme dürtüsünü “bilişsel kapanma ihtiyacı” (need for cognitive closure) ve ego savunma mekanizmalarıyla açıklar. Araştırmalar, bu dürtünün arkasında empati eksikliği ve aktif dinleme becerilerinin gelişmemiş olmasının yattığını gösteriyor. Karşısındakini anlamak yerine sadece kendi tezini dayatmaya odaklanan birey, iletişimi bir diyalogdan çıkarıp monoloğa dönüştürür. Bilimsel veriler, son sözü söyleme ısrarının ilişkilerde çatışmayı körüklediğini, yapıcı çözümleri tıkadığını ve kişileri yalnızlığa ittiğini açıkça ortaya koymaktadır. Çünkü gerçek güç, kelimelerin niceliğinde veya kronolojik sırasında değil; ifade edilen fikrin niteliğindedir.
Bu iletişim hatasının en net gözlemlendiği yerler ise genellikle “dar çevreler” oluyor. Kendini sadece kendi gibi düşünen, sorgulamayan ve sürekli birbirini onaylayan küçük grupların içine hapseden bireyler, zamanla ciddi bir illüzyonun kurbanı haline gelirler. Bu durum, tam anlamıyla bir “dar çevre hastalığı”dır.
Farklı fikirlerle karşılaşmayan, entelektüel bir meydan okumayla sınanmayan bu dar yapılarda, yapay özgüven patlamaları yaşanır. Dunning-Kruger sendromunun da işaret ettiği üzere; cehalet, bilgiden daha çok güven yaratır. Kişi, kapalı devre ilişkilerinde her tartışmadan “son sözü söyleyerek” galip çıktığını sanır ve bu durum onda sahte bir otorite algısı oluşturur. Oysa bu özgüven, dış dünyanın gerçekleriyle yüzleştiği ilk anda sabun köpüğü gibi sönmeye mahkumdur.
Gelişmiş bir toplum ve sağlıklı bir bireysel yaşam için, “son sözü ben söylemeliyim” egosundan sıyrılmak şarttır. Haklı olmak, bir tartışmada en son cümleyi kurmak anlamına gelmez.
Gerçek özgüven, yankı odalarından çıkıp farklı seslere kulak verebilmekte ve gerektiğinde susmanın, dinlemenin erdemini kavrayabilmekte saklıdır.
ALAATTİN KILIÇ
#beykoz #beykozhaberleri #beykozhaber #istanbulhaber #iletisimhastaligi #sosyalpsikoloji #ozguven