CAFE EKONOMİSİ…
Değerli dostlar,
İlginç günlerden geçerek bugünlere geldik.
Tabii ki bu ilginç günleri zor günlere çeviren ve bize sürekli “gözlerimizin gülüşüne bakın” diyenleri de unutmadık!
Ama bugün başka bir konuya dikkat çekmek istiyorum.
Ekonomik dengelerin nasıl değiştiğini hep birlikte izliyoruz.
Ve ne yazık ki bu dengeler, yıllardır emeklinin, asgari ücretlinin ve dar gelirlinin aleyhine bozuluyor.
Neden “Cafe Ekonomisi”?
Son yıllarda ana arterlerde, merkez noktalarda ve ticari hareketliliğin yoğun olduğu bölgelerde ilginç bir değişim dikkat çekiyor.
Bankalar şubelerini kapatıyor, onların yerini kafeler alıyor.
Elbette banka şubelerinin kapanmasının önemli ve anlaşılabilir nedenleri var.
Dijital bankacılık gelişti.
İnsanlar birçok bankacılık işlemini artık telefonundan veya bilgisayarından yapabiliyor.
Dolayısıyla banka şubelerine olan ihtiyaç azalıyor.
Buraya kadar sorun yok.
Ama asıl üzerinde düşünmemiz gereken nokta şu:
Banka şubesinin kapandığı yere neden çoğunlukla cafe açılıyor?
İşte burada işin yalnızca ekonomik değil, sosyolojik tarafını da sorgulamak gerekiyor.
Bir tarafta üretim, istihdam ve satın alma gücüyle ilgili ciddi sorunlar yaşanırken diğer tarafta şehir merkezlerinde hızla çoğalan kafeler…
Peki bu tablo bize ne anlatıyor?
Üretimden tüketime…
Ekonominin temel kurallarından biri basittir:
Üretim, istihdam ve gelir artışı olmadan sağlıklı bir tüketim ekonomisi oluşturamazsınız.
İnsanların gelirleri artmıyorsa, iş güvencesi azalıyorsa, kiralar ve temel ihtiyaçlar sürekli yükseliyorsa toplumun önemli bir bölümünün ekonomik hayatı giderek daralır.
Buna rağmen sosyal hayatın önemli bir bölümü kafelere taşınıyor.
Gençler…
Öğrenciler…
Çalışanlar…
Arkadaş grupları…
Kafelerde sosyalleşiyor.
Elbette insanların sosyalleşmesine kimsenin itirazı olamaz.
Ancak şu soruyu sormak zorundayız:
Kafeler neden çoğalıyor, insanlar neden daha fazla cafe ekonomisinin içine giriyor?
Bu yalnızca bir işletme tercihi midir?
Yoksa şehir ekonomisinin ve toplumun değişen yapısının bir sonucu mudur?
Yerel yönetimler de bu tablonun dışında değil
Bu ekonomik trajedinin sorumluları arasında yerel yönetimleri de değerlendirmek gerekiyor.
Özellikle belediye iştirakleri ve halka açık işletmelerin yönetiminde;
profesyonellik, liyakat ve tecrübe yerine siyasi yakınlıkların veya kişisel ilişkilerin öne çıkması, özel sektörde faaliyet gösteren bireysel girişimciler açısından haksız rekabet oluşturabilir.
Belediye işletmeleri vatandaşın parasıyla ve kamu imkânlarıyla hareket ederken, küçük esnaf kendi sermayesiyle, kendi emeğiyle ayakta kalmaya çalışıyor.
Burada çok dikkatli olmak gerekiyor.
Kamu işletmesi, özel girişimcinin rakibi değil; kamu yararının hizmetkârı olmalıdır.
İktisat kendi kurallarıyla hareket eder
Bunu hep söylüyorum, yine söyleyeceğim:
İktisat kendi kurallarıyla hareket eder.
Bu kuralları görmezden gelerek ekonomiyi “terbiye etmeye” çalışmak, “ben yaptım oldu” anlayışıyla hareket etmek sonucu değiştirmez.
Bir gün karşımıza;
işsizlik,
enflasyon,
gelir dağılımındaki adaletsizlik,
kira dengesizlikleri,
alım gücü kaybı
olarak çıkar.
Ve sonunda olan yine aynı kesime olur:
Dar gelirliye…
Emekliye…
Asgari ücretliye…
Belki de farkında olmadan;
üreten bir toplumdan çok, kafelerde sosyalleşmeye çalışan bir gençlik tablosu ortaya çıkar.
Cafe sayısının artması tek başına ekonomik gelişmişliğin göstergesi değildir.
Bazen tam tersine, ekonominin hangi yöne evrildiğini gösteren küçük ama önemli bir işaret olabilir.
O nedenle banka şubesinin kapanıp yerine cafe açılmasına sadece:
“Yeni bir işletme açılmış.”
diye bakmamak gerekir.
Biraz daha geniş açıdan bakıp sormamız gerekiyor:
Biz nasıl bir ekonomik düzen kuruyoruz?
Üretiyor muyuz?