5 Mayıs gecesi… Ateşler yakılır, dilekler tutulur, umutlar suya bırakılır.
Toprak uyanır, bahar kendini hatırlatır. İnsan, içindeki çocukla yeniden tanışır. Hıdırellez, yaşamın inadıdır; “yeniden başlayabiliriz” diyen kadim bir fısıltıdır.
Ama takvim 6 Mayıs’a döndüğünde, o fısıltı bir düğüme dönüşür boğazımızda…
Çünkü bu topraklarda bahar, her zaman sadece çiçek açmaz.
Bazen darağaçlarında da filiz verir.
Üç genç… Üç fidan…
Daha hayatın başında, gökyüzüne bakacakları yıllar ellerinden alınan üç insan.
Onların boynuna geçirilen ip, sadece üç bedeni değil; bir kuşağın hayallerini, eşitlik arzusunu, adalet inancını da asmaya çalıştı.
Ama unuttukları bir şey vardı:
Fidanlar kesildiğinde, kökler toprağın altında yaşamaya devam eder…
İşte bu yüzden Hıdırellez ateşiyle darağacı gölgesi bu ülkede iç içe geçer.
Bir yanda dilekler…
Bir yanda yarım kalmış cümleler…
Baskı, tehdit, yalnızlık, hatta ölüm! Buna rağmen yolundan dönmeyenler vardır. Düşüncesini eğip bükmeyen, davasını pazarlık konusu yapmayan, bedel ödemeyi göze alanlar… Çünkü bazıları için inanç, koşullara göre değişen bir söz değil; ömür boyu taşınan bir yük, bir onurdur.
Sevinmek ister insan; çünkü bahar gelmiştir.
Yas tutar bir yanımız; çünkü bazı baharlar hiç yaşanamamıştır.
Bu bir çelişki değil aslında.
Bu, bu toprakların gerçeği.
Biz hem dilek tutanlarız,
hem de unutmayanlar…
Hem ateşin etrafında umutla dönenleriz,
hem de o ateşin küllerinde isimleri saklayanlar.
Belki de en büyük direniş tam burada başlar:
Unutmadan umut etmekte.
Yas tutarken bile geleceğe inanmakta.
Çünkü bahar, sadece çiçek açmak değildir.
Bahar, toprağa düşenlerin ardından yine de yeşerebilmektir.
Ve biz biliyoruz:
O üç fidanın gölgesinde büyüyen her umut,
bir gün gerçekten özgür bir bahara dönüşecek.
Umudumuzu kıranlar umurumuzda değiller,
Selam olsun umudu büyütenlere…
ESENGÜL YÜCE
Tebrikler harika bir 6 Mayıs anma yazısı olmuş…