DOLAR
46,4450
EURO
53,2086
ALTIN
6.204,45
BIST
14.745,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Az Bulutlu
Cumartesi Parçalı Bulutlu
27°C
Pazar Açık
28°C
Pazartesi Az Bulutlu
28°C
Salı Açık
28°C

HAK VE ZULÜM ARASINDA VİCDANIN SINAVI

HAK VE ZULÜM ARASINDA VİCDANIN SINAVI
15.06.2026 18:07 | Son Güncellenme: 15.06.2026 18:36
A+
A-

Takvimler bir kez daha Muharrem ayını gösterirken, milyonlarca insan için yalnızca yeni bir ay başlamıyor; aynı zamanda vicdanın, hafızanın ve insanlık muhasebesinin kapıları aralanıyor.

Muharrem denildiğinde akla ilk gelen, kuşkusuz Kerbela’dır… Ancak Kerbela; çölde yaşanmış bir tarihsel hadise olarak anlatılabilecek kadar sıradan değildir. Çünkü Kerbela, yalnızca Hz. Hüseyin’in ve yoldaşlarının susuz bırakılarak katledildiği bir olay değil; hak ile zulmün, adalet ile iktidar hırsının, vicdan ile kör itaatin karşı karşıya geldiği bir insanlık sınavıdır…

Aradan yaklaşık 1400 yıl geçmiş olmasına rağmen Kerbela’nın hâlâ konuşuluyor olması da bundandır. Çünkü bazı olaylar tarihte kalmaz; çağları aşar, insanlığın ortak hafızasına dönüşür. Kerbela da böyledir.

YAS-I MATEM: KENDİ İÇİNE DÖNMEK VE TEFEKKÜR

Alevi-Bektaşi inancında tutulan Yas-ı Matem Orucu, yalnızca aç kalmanın adı değildir. Bu oruç, insanın kendi içine dönmesidir. Nefsini sorgulaması, diline sahip olması, kimseyi incitmemesi, paylaşmayı ve dayanışmayı büyütmesidir. Bir başka ifadeyle, Kerbela’nın acısını yalnızca hatırlamak değil, o acının öğrettiklerini yaşamın merkezine taşımaktır.

Bu nedenle Muharrem Orucu, diğer oruçlardan bazı yönleriyle ayrılır. Yas-ı Matem süresince su içilmez; çünkü Kerbela’da günlerce susuz bırakılan İmam Hüseyin ve yol arkadaşlarının çektiği susuzluk hatırlanır. Cana kıymamak anlayışı gereği hiçbir canlıya zarar verilmemeye her zamankinden daha fazla özen gösterilir. Eğlence, gösteriş ve dünyevi zevklerden uzak durulur. Birçok yörede tıraş olunmaz, aynaya bakılmaz; çünkü bu günler, sevinç ve süsten çok tefekkür ve matem günleridir.

Sofralar sadeleşir. Et yenmez, gösterişli yemekler hazırlanmaz. Paylaşmanın ve lokmanın bereketine inanılır. Oruçlar dualarla açılır, mersiyeler okunur, Kerbela şehitleri anılır. On iki gün boyunca tutulan Yas-ı Matem Orucu, On İki İmamlar aşkına yerine getirilir ve sonunda aşure lokması paylaşılır. Aşure, farklı tatların aynı kazanda bir araya gelmesi gibi, birliğin, kardeşliğin ve ortak yaşamın simgesidir.

BİTMEYEN KATLİAM, DİNMEYEN AH

Fakat Kerbela’yı yalnızca geçmişte yaşanmış bir acı olarak görmek eksik kalır. Belki de bu yüzden Kerbela hiç bitmiyor.

Belki de Kerbela, yalnızca Fırat kıyısında yaşanmış bir katliam değildir. Belki de insanlığın vicdanında kapanmayan bir yara, dinmeyen bir ah olarak yaşamaya devam etmektedir. Bazen bir çocuğun savaşta yitip giden hayatında, bazen adalet arayanların susturulmasında, bazen de farklı olduğu için ötekileştirilen insanların hikâyesinde yeniden karşımıza çıkmaktadır.

Alevi toplumu açısından bakıldığında ise Kerbela, tarihin belirli bir anına sıkışmış bir acı değildir. Yüzyıllar boyunca süren inkârların, dışlamaların, aşağılamaların, katliamların ve ötekileştirmenin hafızasında yaşayan bir semboldür. Kerbela’dan bugüne uzanan çizgide kimi zaman isimler değişmiş, kimi zaman mekânlar farklılaşmış; ancak zulmün dili çoğu kez aynı kalmıştır.

İnsan bazen düşünmeden edemiyor: Acaba başımıza gelen her bela, Kerbela’da insanlığın vicdanına açılan yaranın hâlâ kapanmamış olmasından mı kaynaklanıyor?

Çünkü Kerbela’da yalnızca insanlar öldürülmedi; adalet yaralandı, merhamet yaralandı, kardeşlik yaralandı. O gün susuz bırakılan yalnızca Hüseyin ve yoldaşları değildi; insanlığın ortak vicdanı da susuz bırakıldı.

HAKİKATİN YANINDA DURMAK BİR TERCİHTİR

Bugün dünyaya baktığımızda Kerbela’nın yalnızca geçmişte kalmadığını görmek zor değildir. Haksızlıkların, savaşların, ayrımcılığın ve adaletsizliğin yaşandığı her yerde Kerbela’nın yankısı duyulur. Zulmün karşısında sessiz kalmak ile hakikatin yanında durmak arasındaki tercih, her çağın insanının önünde duran en temel sorudur.

İmam Hüseyin’in büyüklüğü, yalnızca bir inanç önderi olmasından değil; haksızlık karşısında boyun eğmemesinden gelir. O, sayıca az olmasına rağmen hak bildiği yoldan dönmedi. Bu nedenle Kerbela, bir yenilginin değil; insan onurunun zaferinin adıdır.

Kerbela’nın bize bıraktığı miras yalnızca acı değildir. Aynı zamanda direniştir, hakikattir ve insan onurudur. Yas-ı Matem’in anlamı da burada gizlidir. Geçmişe takılıp kalmak değil, geçmişten ders çıkararak daha adil bir geleceğin yolunu açabilmektir.

GELECEĞE VERİLMİŞ BİR İNSANLIK SÖZÜ

Muharrem ayı bize şunu hatırlatır:

  • İnsanlık, ancak acıları paylaşabildiği ölçüde büyür…
  • Adalet, ancak bedel ödemeyi göze alanların omuzlarında yükselebilir…
  • Ve vicdan, ancak zulmün karşısında susmadığında anlam kazanır…

Kim bilir… Belki de güzel günlere mihenk olacak taş; Kerbela’nın manasını ve acısını gerçekten kavrayabilmekten geçiyordur. Çünkü bir toplum, acılarıyla yüzleşebildiği, yaralarını inkâr etmeden onlardan hikmet çıkarabildiği ölçüde olgunlaşır. Kerbela’yı anlamak da yalnızca geçmişte yaşanan bir trajediyi anmak değil; zulme karşı vicdanı, ayrımcılığa karşı kardeşliği, nefrete karşı sevgiyi büyütebilmektir.

Belki o zaman Kerbela’nın ahı, insanlığın ortak vicdanında bir yaradan çok bir öğüde dönüşür. Ve belki o zaman, yüzyıllardır aradığımız barışın, eşitliğin ve kardeşliğin kapısı biraz daha aralanır.

Bu nedenle Yas-ı Matem, geçmişe dönük bir ağıt olmanın ötesinde, bugüne ve geleceğe verilmiş bir sözdür. İnsandan yana, adaletten yana, mazlumdan yana olma sözüdür.

Kerbela’yı anmak, aslında insan kalabilme mücadelesini anmaktır.

Aşk ile…

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.