www.medyabeykoz.com | 28 Mayıs 2026
Siyaset, doğası gereği güç, müzakere, çatışma ve yönetim mekanizmalarıyla şekillenen, yetişkinlere ait sert bir dünyadır. Bu dünyadaki başarısızlıkları, kutuplaşmayı ya da antipatik imajları maskelemek için çocukların saflığını ve masumiyetini kalkan olarak kullanmak, en hafif tabirle fırsatçılıktır. Sosyal medya akışlarında “sempatik halk adamı/kadını” ya da “şefkatli lider” portresi çizmek uğruna, neye alet edildiğinden tamamen habersiz bir çocuğun yüzünü milyonların önüne sermek, o çocuğun haklarını doğrudan ihlal etmektir.

Bu durumun ahlaki boyutunu sorgulamak, insani bir sorumluluktur. Bir çocuk, politik bir ideolojinin ya da bir figürün halkla ilişkiler (PR) kampanyasına dahil olmayı kendi iradesiyle seçemez. Bugün bir siyasetçinin yanındaki “sevimli obje” olarak paylaşılan çocukların bu görselleri, ömür boyu silinmeyecek bir dijital ayak izi olarak kalmaktadır. Bu çocukların büyüdüklerinde, kendi iradeleri dışındaki bu siyasi angajmanla anılmak istememe hakları ellerinden alınmaktadır. Çocuklar, politik vizyonların veya eksikliklerin üzerini örten birer dekor değildir. Onların masumiyeti, hiçbir siyasi kariyerin basamağı olamayacak kadar değerlidir.
Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (BMÇHS) ve evrensel çocuk koruma ilkeleri ışığında, bu durumla doğrudan ilgili çocuk hakları şunlardır:
Çocukları ilgilendiren her türlü faaliyette, kamu veya özel sosyal yardım kurumları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan her eylemde “çocuğun yüksek yararı” birinci önceliktir.
Hiçbir çocuğun özel yaşantısına, aile, konut veya iletişimine keyfi ya da yasal olmayan bir biçimde müdahale edilemez; onur ve itibarına leke sürülemez.
Çocuk, kendisini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkına sahiptir ve çocuğun görüşlerine yaş ve olgunluk derecesine uygun olarak gereken özen gösterilmelidir.
Çocuklar, esenliklerine ve gelişimlerine herhangi bir şekilde zarar verebilecek diğer tüm sömürü biçimlerine karşı korunma hakkına sahiptir.
Bu sömürünün önüne sadece “etik çağrılarla” geçilemeyeceği açıktır. Siyasetçilerin bu popülist ve istismara açık yöntemi terk etmesi için yasal yaptırımlar devreye girmelidir.
Çocukların haklarını korumakla yükümlü olan devletler ve bağımsız denetleme mekanizmaları; seçim kampanyalarında, sosyal medya paylaşımlarında ve her türlü politik propaganda faaliyetinde çocukların birer reklam unsuru olarak kullanılmasını kesin ve koşulsuz bir biçimde yasaklamalıdır.
Hiçbir ideoloji, hiçbir koltuk sevdası ve hiçbir imaj çalışması, bir çocuğun mahremiyetinden ve çocukluk hakkından daha önemli değildir. Siyasetçiler sevimli görünmek istiyorlarsa bunu çocukların arkasına saklanarak değil; ürettikleri politikalardan, nezaket dilinden ve topluma sundukları gerçek çözümlerden yola çıkarak başarmalıdır. Çocukları kirli siyaset sahnesinin birer figüranı yapmaktan vazgeçin.
ALAATTİN KILIÇ
