Bazı tarihler takvimde yalnızca bir yaprak değişimidir. Bazıları ise bir milletin vicdanına kazınır; yıllar geçse de silinmez.
2 Temmuz 1993 de işte böyle bir gündür.
Bazı yangınlar itfaiyenin suyu ile söner. Geriye küller, is kokusu ve birkaç hatıra kalır.
Ama bazı yangınlar vardır ki aradan geçen yıllara rağmen sönmez. Çünkü o ateş binaları değil, insanlığın vicdanını yakmıştır.
Madımak Oteli’nde yitirdiğimiz canlarla birlikte sadece insanlar ölmedi.
Semah dönen çocukların umutları yandı.
Bağlamanın tellerine sinmiş deyişler sustu.
Pir Sultan Abdal’ın sesi, Yunus Emre’nin sevgisi, Hacı Bektaş Veli’nin “İncinsen de incitme” öğretisi alevlerin arasında kaldı.
Ve belki de en çok insanlık yandı.
Aradan geçen onca yıla rağmen acının ilk günkü sıcaklığını korumasının nedeni de budur. Çünkü Madımak yalnızca bir topluluğun değil, ortak vicdanımızın sınandığı acı bir hafızadır.
Biz Aleviler, yüzyıllar boyunca yaşadığımız acıları kinle değil sabırla taşımayı öğrendik.
Bize öğretilen intikam değil, hakikatti.
Öfke değil, rızalıktı.
İnsan insana emanetti.
Bu yüzden her 2 Temmuz’da gözlerimiz dolsa da dilimizden nefret değil, adalet talebi dökülür.
Çünkü biz, bir daha hiçbir annenin evladını nefretin ateşine uğurlamamasını istiyoruz.
Hiçbir çocuğun inancı nedeniyle korkarak büyümesini istemiyoruz.
Hiç kimsenin kimliğini gizlemek zorunda kalmadığı, düşüncesini özgürce ifade edebildiği, farklılıkların zenginlik sayıldığı bir ülke özlemi taşıyoruz.
Alevilik; ateşi kutsamak değil, ateşte yananın acısını hissedebilmektir.
Alevilik; farklı olana tahammül etmek değil, onu “can” bilmektir.
Alevilik; yaradılanı sevmek kadar, hiçbir canın incinmesine razı olmamaktır.
Madımak’ı anmak geçmişe takılıp kalmak değildir.
Tam tersine, aynı karanlığın bir daha hiçbir kapıyı çalmaması için hafızamıza sahip çıkmaktır.
Çünkü unutulan acılar kendini tekrar eder.
Hatırlanan acılar ise toplumların vicdanını diri tutar.
Bizim yasımız hâlâ bitmedi.
Çünkü o gün yaşamını yitirenlerin hayalleri yarım kaldı.
Saçlarına ak düşemedi.
Çocuklarını büyütemedi.
Türküleri tamamlanamadı.
Gülüşleri ateşin içinde sustu.
Ama isimleri hiçbir zaman küle dönüşmedi.
Onlar, bu ülkenin ortak hafızasında ve vicdanında yaşamaya devam ediyor.
Bugün, Madımak’ta yaşamını yitirenleri saygı ve rahmetle anarken aynı duayı yineliyoruz:
Hiç kimse inancından dolayı ötekileştirilmesin.
Hiç kimse düşüncesinden dolayı hedef gösterilmesin.
Hiç kimse kimliğinden dolayı korkuyla yaşamasın.
Çünkü bu ülkenin gerçek gücü, farklılıklarının bir arada yaşayabilmesidir.
İnanç özgürlüğü, düşünce özgürlüğü ve insan onuru birlikte korunduğunda toplum gerçek anlamda huzur bulabilir.
Madımak’ın ateşi belki fiziksel olarak söndü.
Ama adalet arayışı hâlâ yüreklerde yanmaya devam ediyor.
Ve her 2 Temmuz’da aynı sözü yeniden hatırlıyoruz:
UnutMADIMAKlımda…
Çünkü hafıza yalnızca geçmişi değil, geleceği de korur.
Unutmadık.
Unutturmayacağız.
ESENGÜL YÜCE