Yeri geldiğinde mücadele edersiniz. Lise yıllarında, daha sonra bulunduğunuz her ortamda, inandığınız doğrudan sapmadan ve taviz vermeden devam edersiniz.
Fakat bir gün bakarsınız ki hayatları yuvarlanarak geçen, üzerlerinde yosun olmayan birileri çıkmış, ortalıkta dolaşıyor. Girdikleri her ortamın rengine uyuyor ve sizin onca mücadelenize, ödediğiniz bedellere rağmen göremediğiniz itibarı görüp başköşeye oturtuluyorlar.
Öğrendikleri ezberleri dillendirdiklerinde ise müthiş bir alkış alıyorlar. Kendileri ve zekâları minicik olsa da gördükleri hayalî balon o kadar büyük oluyor ki…
Biz nerede yanlış yaptık?
Konumuz müzik…
Müzik evrenseldir. Bütün dünyada yaşayan insanların, coğrafyaların, toplulukların ve inançların en duru ifade aracıdır.
Peki, biz bu gerçeğin neresindeyiz?
Ülkemizin evrensel müzik piyasasında gerçekten tanınan şarkıcılarının sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Oysa popüler müzikte, halk müziğinde veya klasik müzikte yetişen sanatçılarımız çağdaşları kadar iyi ve estetiktir.
İsimlerini örneklemek istemiyorum. Çünkü kimi hatırlatsam, hatırlatmadıklarımın hatırı kalır. Yüzlerin çok üstünde, binler var; ne güzel…
Ben de hemen hemen hepsini dinliyor ve üzerime düşen görevi yerine getirmek üzere YouTube kanalımda yayımlıyorum. Yorumsuz, tarafsız…
Dikkat çekici bir ayrıntı var: Kanalıma girip şarkıları dinleyen her yüz kişinin 72’si yurt dışında yaşayan insanlardan oluşuyor. İzlenme analizlerine girdiğimde gördüğüm sonuç bu.
Müzik evrenseldir.
Daha önceki yazılarımda ve canlı yayınlarımda bundan çok söz ettim, örnekler verdim. Okuyucularımın ve dinleyicilerimin ilgisini çektiğini düşünüyorum.
Değişik coğrafyalardaki insanların bir araya gelip aynı duyguları paylaşmasının sonucu gerçekten muhteşem oluyor. İnsanın içini huzur, sevgi ve ışıkla dolduruyor.
Miriam Makeba ve Harry Belafonte…
Atlantik Okyanusu’nun iki kıyısı, iki muhteşem ses…
Miriam Makeba, 1932 Johannesburg doğumlu. Afrika’nın sesi, “Mama Africa”… Svahili dilinde söylediği şarkılar bütün dünyada takdir edilmiş; büyük kontratlar, büyük konserler ve tabii ki plaklar…
Sadece sahne ve şarkılar değil; sömürgecilere karşı bir sivil haklar savaşçısı…
Harry Belafonte, 1927 New York doğumlu. Kalipso Kralı…
Okyanusun doğu kıyısındaki kara kıtadan koparılıp batı kıyısındaki yeni kıtaya, istekleri dışında götürülen insanların müziği: Calypso…
1956’da yayımlanan “Calypso”, müzik tarihinin bir milyon satan ilk LP’si oldu. Harry de bir sivil haklar savaşçısıydı.
İnsanın boyut değiştirmesine yol açan şarkılardan biri, sözleri Svahili dilindeki halk ezgisi “Malaika”dır.
Çok tanıdık değil mi?
Elbette tanıdık. Bizde de “melek”…
Kim bilir kime söylenmiş?
Tanzanyalı şarkıcı Adam Salim tarafından 1945 yılında sözleri yazılmış ve bestelenmiş; ilk kez Kenyalı müzisyen Fadhili William tarafından 1959 yılında kaydedilmiş, Afrikalılara adanmış bir aşk şarkısı…
“Malaika”yı dünyaya tanıtan Mama Africa Miriam Makeba’dır.
Daha sonra, 1965 yılında RCA Victor etiketiyle piyasaya çıkan “An Evening with Belafonte/Makeba”, Grammy Ödülü alan kült bir albüm oldu.
Albümün en önemli şarkısı “Malaika”dır.
Günümüzde ise “Malaika”ya yepyeni bir tat katan; Svahili dilinin bütün özelliklerini dinleyenlerin her hücresine işleyen yorumuyla Angélique Kidjo’dur.
Müziğin evrenselliği böyle bir duygu bağıdır.
Bu bağı herkes kuramaz.
Her devrin insanı, her ortamın rengi miniçikler, arsızca ortaya çıkıp konuşmaktan çekinmezler. Oysa Makebalar, Belafonteler, Kidjolar vakur ve sessiz çığlıklarıyla kolonları patlatırlar.
Bu arada Salif Keita’yı unutmadım. Bir başka yazıda ondan ve mücadelesinden bahsedeceğim.
Bezirgânlar, şimdilik işiniz kolay!
Çünkü henüz;
“Arabî, Farisî bilmem; dile minnet eylemem.”
diyen Nesîmî’den başlayıp Köroğlu’na, Erzurumlu Emrah’a ve diğer ozanlara; bozlaklara, hoyratlara ve uzun havalara başlamadım.
ŞİMDİLİK…
CESARET VE AKLIN GÜCÜYLE.
NASIL KALIRSANIZ KALIN.
KUKLACI