Gerçi anormal ya da normal kavramları bütünüyle görecelidir…
Örneğin; yaz aylarında Beykoz sahillerinde bikini veya mayo ile dolaşmak kimileri için ne kadar normalse, kimileri için de o kadar anormaldir.
Peki, doğru nedir?
Görecelidir…
Aslında yanlış da göreceli, hak da, hukuk da görecelidir bu dünyada…
Mutlak, ne var?
Her çağda ve her anda mutlak gerçek, ezeli ve ebedi olan “güçlü ve zayıflar” var…
Güçlüler de, çapları düzeyinde zayıf olanları, ölü veya diri istediği biçime dönüştürürler
Peki; teknolojik gelişme sağlamış ülkeler mi daha güçlüdür, yoksa tarımsal zenginlikleri olan ülkeler mi daha güçlüdür?
Bu tür tartışmalarda ilk akla gelen ıssız bir adada veya çölün ortasında yapayalnız kalan bir insan, varlığını teknoloji ürünleriyle mi sürdürür, yoksa tarım ürünleriyle mi cevabıdır?
Tabi ki; tarım…
Peki, Anadolu coğrafyasıyla dünyanın en verimli topraklarına sahip olmamıza rağmen, neden teknoloji üreten ülkelerden daha az güçlüyüz?
Yeterince tarım ürünleri üretmediğimiz için mi?
Hayır…
Neden öyleyse?
Şundan:
Tarım ürünleri için insan ya da insanların sarf ettiği emek gücü ile teknolojik ürünler için insan ya da insanların sarf ettiği emek gücü arasında çok büyük emek farkı vardır.
Örneğin; tarım ürünleri için sarf edilen emeğin çok büyük bölümünü, Yaratan insanlara verir.
Yani yağmur veya karın yağması, mevsimlerin değişmesi, güneşin doğması, toprağın doğurması doğrudan insan emeği değildir.
Tarım ürünleri doğrudan Yaratan’ın tüm canlılara verdiği bir olanaktır ve bu olanaklardan yararlanmak için insanlar teknolojik ürünlere göre daha az emek sarf eder.
Hatta yılda 6 ay çalışıp, 6 ay da yatabilirler…
Ayrıca Yaratanın sağladığı rutin olanaklarla insan emeği hiç olmadan bile kendiliğinden yetişen pek çok tarım ürünü vardır…
Oysa insanların teknolojik ürünler için sarf ettikleri emekler, yüzde yüz kendilerine aittir.
Yani kar, ya da yağmur yağdığı, mevsimlerin değiştiği veya güneş doğduğu için hiç kimse bilgisayar, ya da bir buzdolabı üretemez.
Çünkü bilgisayar veya bir buzdolabı üretmek için yüzde yüz insan kurgusu ve emeğine ihtiyaç vardır.
Yani güçlüyü de, zayıfı da belirleyen aslında sadece ve sadece örgütlenmiş emektir…
Bu nedenledir ki; daha çok örgütlenmiş ve kurgulanmış emekle sanayisi gelişmiş ülkeler her zaman çok daha güçlüdür…
Çünkü gelişmek ve güçlü olabilmek için daha çok emek örgütlemiş, daha çok çalışmışlardır…
Alanlarında gerçekten daha liyakatlidirler…
Liyakat de, SADECE DEVLET DİSİPLİNİYLE ALINMIŞ DİPLOMALI EĞİTİM DEĞİLDİR; her zaman ve her koşulda daha çok emek demektir…
Devam edecek…
SEYFULLAH KILIÇ