Hadi bir anı paylaşayım, sonra asıl konuya döneriz. 12 Eylül sonrası o “sahte mutluluk” dönemi… Glam Rock’tan Punk Rock ve Punk Pop’a geçilmiş; fonda Boy George, Cyndi Lauper, Madonna ve ben… Saçlar aslan yelesi, altımda bir pantolon; neredeyse şevvale cenova yelken olur! Gömleği hiç sormayın, şimdilerde silah zoruyla giymem. Dönemin modası Malibu (hala likör mü rum mu olduğunu bilmiyorum) ve çok ünlü bir tatil köyünde, barda Malibu ve kuru soğan ile ortama uyma çabaları…
70’li yılların politik ortamında devamlı tartışılan konulardan biri “Sanat sanat için mi, sanat halk için mi?” idi. Bir türlü sonuca ulaşılamamıştı; günümüzde ise bu tartışmayı yapacak kapasitede bir ortam yok. 80’li yıllarda “Yeni Dünya Düzeni” söylemleri ile devletçilikten vazgeçilince akımlar yok olmaya başladı. Bu görüşüme itiraz edenler olacaktır fakat elimizdeki veriler, düşüncemin pek de boş olmadığını ispatlar gibi görünüyor.
60 ve 70 kuşağının sağlam temeller üzerine inşa edilmiş politik görüşleri, geleceğe dair umutları ve hayalleri vardı. İnandıkları dava uğruna dünyanın her yerinde mücadeleden kaçınmadan var oluyorlardı. Örneğin Afrika’daki kıtlıkla, Uzak Doğu’daki salgın hastalıklarla veya Latin Amerika’daki diktatörlüklerle mücadele ediyorlardı. O günlerin zarafeti ve romantizmi ne kadar değerliymiş. Ve hiç korkmadan baskılara direnen İlhan İrem… “Sanat nedir, sanatçı kimdir?” sorusunun cevabı için; onun eserlerini dinlemek neleri kaybedeceğimizi ve kaybetmemek için neler yapmamız gerektiğini bir kez daha düşündürecektir.
KUKLACI
