DOLAR
46,4438
EURO
53,3030
ALTIN
6.205,50
BIST
14.734,50
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
27°C
İstanbul
27°C
Parçalı Bulutlu
Pazar Parçalı Bulutlu
28°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
28°C
Salı Açık
28°C
Çarşamba Açık
29°C

STÜDYO 34_KUKLACI YAZDI

STÜDYO 34_KUKLACI YAZDI
19.06.2026 23:51 | Son Güncellenme: 18.06.2026 13:00
A+
A-

www.medyabeykoz.com • 18 Haziran 2026

“Sağlığın da nice ehli hünerin / Bir tutam tuz bile yoktur aşına / Öldürüp evvel açlıktan sonra bir türbe / Dikeler başına…”

Bu dörtlük, genel toplum yapımızı adeta aynalıyor. Özellikle son yıllarda içinden geçtiğimiz süreç; kayırmacılığın, beceriksizliğin ve cehaletin nasıl kök saldığını gözler önüne seriyor. Toplumun genel yapısı içinde bu çürümüşlükten beslenenleri bir yere kadar anlamak mümkün; çünkü yapıları bu ve başka türlü hayatta kalma imkanları yok. Düşünmeyi, sorgulamayı ve bunun sonucunda üretmeyi bilmiyorlar. Çağdaş uygarlığın temel ilkeleri olan bu üç ögeyi, cehaletlerinin getirdiği konfor sebebiyle sevmiyorlar. Kendilerinden farklı düşünen ve davrananlardan ise adeta nefret ediyorlar.

Kolaycılık ve sömürgenlik iliklerine işlemiş durumda. Çünkü az da olsa bedelsiz bir karşılığı var bu düzenin: Bazen birkaç torba kömür, bazen birkaç koli gıda, bazen de bir yakına belediyede güvencesiz bir iş… Çağdaş hayatın getirilerinden bihaber olan güruhlar için bunlar büyük kazançlar! Büyük kentlerin varoşlarında, düzensiz kentleşmenin getirdiği rant zenginliğini izleyerek, aynı piyangonun bir gün kendi işgalci konumlarındaki bölgelerine de vurmasını umutla bekliyorlar. Bu esnada ise koparabildikleri kadar yağmanın peşindeler.

Sosyal Medya “Herbolokları” ve Tatlı Su Entelleri

Durum böyleyken, bir de yarı eğitimli, sosyal medyanın “her şeyi bilen” herboloklarına ne demeli? Genelde 78,5 kuşağı olan bu arkadaşlar her konuda bilgi sahibi, aşırı hassas ve fazlasıyla kırılganlar. Şiirden, müzikten, edebiyattan aşırı zevk aldıklarını iddia ediyorlar; fakat ne hikmetse bu zevkler “kes-kopyala-yapıştır” ötesine geçemiyor. Hayatlarında parayla bir şiir kitabı almazlar; konser, tiyatro hak getire… Müzik zevkleri bile dijital platformlardaki tıklanma ölçülerine göre şekilleniyor.

İşte bu uzun girizgahtan sonra, asıl konumuza gelmek istiyorum: Büyük sanatçı, büyük düşünür, büyük besteci, söz yazarı ve şarkıcı İlhan İrem… Ressamlığı konusundaki değerlendirme yetkinliğine sahip olmadığım için o yönüne dair bir şey yazmıyorum.

İlhan İrem’in aramızdan ayrılışının ardından ortalıkta birtakım kent efsaneleri dolaşmaya başladı. 1990 yılından sonraki dönemde piyasadan uzaklaşmasını çeşitli uydurma sebeplere bağladılar. Oysa gerçek tamamen farklıydı: 1989 yılında çıkan Uçun Kuşlar albümünde yer alan “Blues For Molla” isimli şarkısına konan ambargoydu her şeyin sebebi. Bu şarkının albümden çıkartılması istendi, aksi takdirde bandrol verilmeyecekti. Mecburen şarkı albümden çıkarıldı ve ancak daha sonraki yıllarda yayımlanabildi. Gerçekte İlhan İrem sanata ve topluma küsmemişti; 1990 yılından sonra radyo ve televizyonlarda kendisine sistematik bir ambargo uygulanmaya başlanmıştı.

Şimdi o “Blues For Molla” şarkısını hafızalarımızda yeniden canlandıralım. 1989 yılında kimleri anlatmış, neye dikkat çekmiş bir bakın tatlı su entelleri!

Batı’da Sistem Karşıtlığı ve Bizim “Sol Arabeskçiler”

12 Eylül darbesi ve sahte mutluluk dönemi olan ANAP iktidarları süresinde, dünyada ve ülkemizde kurulu düzene karşı felsefesini oluşturan akımlar çok önemli eserlere imza attılar. Bazı okuyucular kendi pencerelerinden, “Ne var yani, birkaç Avrupalı şarkıcı ne yapmış olabilir?” diyebilir; onlara hak veririm. Fakat pencerenin pervazındaki Vita tenekesinden bozma saksıdaki sardunyaları kenara çekip dünyaya bir kez daha bakmalarında fayda var.

O pencereden dışarıya dikkatli baktıklarında; 70’li yıllarda Glam Rock ile sisteme meydan okuyanları, 80’lerde Punk Rock ile varoşlardan yükselip sömürgenlere nanik yapanları görecekler. Cyndi Lauper, Boy George ve diğerleri, emin olun bizdeki o “sol arabeskçilerden” çok daha fazla devrimcidir.

Genç Okurlara Estetik Bir Tavsiye

Noktayı koymadan önce genç okuyucularıma bir tavsiyede bulunmak istiyorum: Günümüzün popüler müzik akımlarını gerçekten anlamak ve anlamlandırmak istiyorsanız, geçmişimizin değerlerini, yani “Klasik Türk Sanat Müziği” olarak adlandırılan eserleri mutlaka dinlemelisiniz. İlk başlarda kulaklarınıza çok çekici gelmeyebilir; fakat zaman içinde ulusal ve evrensel klasik müziği kavradıkça, güncel popüler müzik içinde de seçici olmaya başlayacaksınız. Bu seçim, ömrünüzün geri kalanında estetik algılarınızın yükselmesine vesile olacaktır.

Her zaman olduğu gibi; hoşçakalın, dostça kalın.

KUKLACI

STÜDYO 34

#beykoz #beykozhaberleri #beykozhaber #istanbulhaber

ETİKETLER: ,
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.