Yazı, insanoğlu ve kızı tarafından tasarlandıktan sonra duyguların ifadesi için şiir, roman, öykü, hikaye gibi çeşitli yollar oluşturdu. Ya öncesinde?
Öncesinde ise ses vardı. Yaşamın ilk türleri oluşmaya başlarken sesler duyulmaya başlanmıştı evrenin sonsuzluğunda. Sessizliğin sesi, her bireyin duyması olası olmayan büyük senfoniyi yaratmıştı.
İnsan müzikle ana karnında tanışır; dünyanın bütün seslerini algılayarak gelişir. Dünyaya geldikten sonra bütün hayatı boyunca sürecek, bazen farkında bazen de farkında olmayacağı senfonik bir müzikalin içine girer. Farkında olanlar için muhteşem hazlar vardır; olmayanlar ise büyük bir kayıptadırlar ve o kaybın da farkında değildirler. Hayatları devam eder; yaşamın ritminden uzak, bazen günlük olarak bilinçlerine pompalanan ritimleri duyumsadıklarını varsayarlar. Hiçbir zaman damıtılmış zevkler oluşmaz uslarında; çünkü müzik kulakları tıkalıdır, doğanın seslerini gürültü olarak algılarlar ve eksik yaşarlar.
Popüler Kültürün Niteliksiz Keşmekeşi
Son yıllarda ülkemizde müzik dalında çok sıradan şarkılar ve şarkıcılar ortaya çıkmakta. Öyle uzakta değil, on yıl öncesinde kaliteli şarkıcılar, topluluklar vardı ve medya onlara daha çok yer veriyordu. Günümüzde ise yurt dışından kopyalanmış “tırnak içi” şarkılar ve şarkıcılar çoğaldı. O kadar içeriksiz ve bir o kadar da gereksizler ki…
Bu keşmekeşin salt sorumluları, niteliksiz ürünleri halka pompalayan güç odakları mı? Bu keşmekeşe karşı durmak için hareket etmeyen toplulukların hiç suçu yok mu? Tabii ki var; fakat o kadar anlaşılmaz bir durumdayız ki bazen absürt bir komedyanın figüranlarıyız diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
Edebiyatta Eksik Kalan Melodi
Geçen günler içinde bir edebiyat toplantısına katıldım. Katılımcılar, iyi niyetle edebiyatın çeşitli türevlerinde ürün vermeye çalışan şair ve yazarlardı. Yaptıkları sunumlar, algıladıkları yaşam ile ilgiliydi. Bir eksik vardı sunumlarda; kafiyeleri, biçemleri veya nazım kuralları değildi eksik olan. Eksik olan yaşamın ritmiydi; müzik ile yazının iletişimini yeterince ifade edememişlerdi. Oysaki o kadar iç içedir ki melodilerle sözler…
Evrensel edebiyatın önemli yazar ve şairlerinin ortak özellikleri, yaşamın ritmini yakalamış olmalarıdır. Yaşadıkları dönemde verdikleri ürünler sadece toplumun aynası olmakla kalmamış, gelecek kuşaklara da estetik ve sanatsal değerler taşımıştır.
Örneğin Federico Garcia Lorca’nın SÜVARİNİN TÜRKÜSÜ şiiri, yıllar sonra ülkemizde Zülfü Livaneli tarafından bestelenmiştir. Müzik ve edebiyat toplumların ortak hafızasıdır, birbirinden bağımsız düşünülemezler. Eğer tarihe not düşülecekse yaşamın ritmini müzikle yakalamak gerekir.
Yaşamın ritmini yakalayanlar hiçbir zaman unutulmayacaklardır.
KUKLACI
KORDOBA
Yalnız ve uzakta.
Ay dolunay, atım kara
Heybemdeki zeytin kara
İyi bilirim de yolları
Kavuşamam ben Kordoba’ya
Vadiden esen rüzgar
Ay kızıldır, atım kara..
Ölüm uzaktan bakar bana
Kordoba’nın burçlarında.
Nice yolum kalsa da
Benim cesur atım, hayda!
Ölüm beklese de kapılarda
Yol alalım Kordoba’ya
Kordoba…
Yalnız ve uzakta.
Federico Garcia Lorca