www.medyabeykoz.com 8 Mayıs 2026
Sokaklarda, metro girişlerinde, Şehir Hatları vapurlarında müzik yapanlar; sokak müzisyenleri… İngiltere’de “BUSKER”, Fransa’da “GAREUX” olarak adlandırılırlar. Bizde ise onları tam anlamıyla tanımlayacak bir meslek isimleri yoktur. Acaba sokağın sesleri anlamında “SOSE” desek olur mu? Dil bilimcilere 10 puanlık uzmanlık sorusu.
Bahsettiğim bu müzisyenler; arkalarında bir yapım desteği, devasa reklam bütçeleri veya her türlü elektronik ses sistemi olmadan, doğrudan canlı söylemektedirler. Her türde müzik icra ediyorlar; çok başarılı olanı da var, biraz daha çalışması gerekeni de… Fakat her şeye rağmen, bir metrelik mesafede dinleyenle göz göze gelerek, o ruhu hissederek şarkılarını söylüyorlar. Günümüzün o çok “ünlü” şarkıcıları sokakta canlı söylesin de görelim bakalım ne oluyor? Birkaç özel isim bu sorumdan muaftır; örneğin Yıldız Tilbe, Kibariye, Murat Kekilli, Feridun Düzağaç, Mabel Matiz… Diğerleri, hadi çıkın sokağa da görelim!
İnsanoğlunun müzik estetiği anne karnında başlar. Doğmadan önce annesinin ve babasının ne dinlediği, ortamdaki sesler, doğumdan sonra hangi tür müziklerden hoşlanacağını belirleyecektir. Örneğin; eğitim seviyesi yüksek, orta halli ve sakin ortamlardaki embriyolar, huzurlu ortamın etkisiyle ileride genelde klasik müzik ve hafif, yumuşak notalara sahip türleri tercih edeceklerdir. Aşırı huzursuz, kavga ve gerilim ortamındaki embriyolar ise daha sert, kavgacı ve kaderci türlere yöneleceklerdir. Bu bir eleştiri değil, sadece bir tespittir. Çocuklarımızın ve gençlerimizin estetik ve perspektif algılarının olumlu, üretken olması için okul öncesi ve ilkokul seviyelerinde ulusal ve evrensel klasik müziklerle tanışmasını sağlamak gerekir. Ayrıca mutlaka halk müziğimizin temel taşları olan ozanlarımızı tanıtmamız, ilerideki hayatlarına olumlu katkı sağlayacaktır.
Nereden ve nasıl başlayacağız? Bu önemli bir soru. Eğer geçmiş dönemdeki gibi ders ve not zorunluluğu ile hayatı problemli öğretmenlerin eline bırakırsak; eminim ki müzikten nefret eden, kapı zili bile dinlemeyen bir nesil yetişir. Doğru yaklaşımla oluşacak ortamda ise yepyeni yetenekler; şarkıcı, besteci ve söz yazarı olarak kendi cevherlerini keşfedeceklerdir.
Elimizde ne var? Türkülerimiz var her yöreden… “Türk Beşleri” var suitleriyle, operalarıyla, oratoryalarıyla… Değerli bestecilerimiz var; Melih Kibar, o eşsiz “Çoban Yıldızı” bestesiyle ışıklar içinde uyusun. Büyük aşkı Çiğdem Talu’nun müthiş sözleri ve daha niceleri… Yeter ki içtenlikle ve dürüstlükle yapmaya karar verelim; bugünkü teknolojik imkânlar ile bu çok kolay. Ebeveynlerin, çocuklarını yarış atı gibi zorlamaktan ve sadece not peşinde koşmaktan vazgeçip, dünyanın çok daha güzel olduğunu anlamalarına yardımcı olması gerekir. Bu yaklaşım, geleceğin çok daha güzel, kavgasız ve çatışmasız olmasına temel oluşturacaktır.
Bizim kuşak maalesef yeteneksiz öğretmenler elinde, lise yıllarında harcandı. O kadar kötü ve kaprisliydiler ki binlerce gencin gelecekteki hayatını berbat ettiler. Oysa öğretmen rehber olmalıdır; olamadılar. Bizim kuşakta kaç kişi, Atatürk’ün emriyle bestelenen ve İran Şahı Rıza Pehlevi’nin ülkemizi ziyareti esnasında 19 Haziran 1934 tarihinde Ankara Halkevi’nde sahnelenen o eseri biliyor? İlk Türk operası olan Özsoy’un bestesi Ahmet Adnan Saygun’a, metinleri ise Münir Hayri Egeli’ye aittir. İki ülke arasındaki dostluğu pekiştirmek amacıyla Firdevsi’nin Şehname adlı eserinden esinlenerek yapılmıştır. Eser, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin sahnelenen ilk yerli operasıdır. Bir tarafta ziyaretine gelen devlet başkanı onuruna opera bestelenmesini emreden bir önder, diğer tarafta öğrencinin yazdığı deneme ile alay eden lise öğretmeni… Hadi çıkın işin içinden!
Ben çıktım; Anadolu Rock ve Glam Rock ile… Bakalım siz ne ile çıkacaksınız?
Her zaman olduğu gibi hoşça kalın, dostça kalın.
KUKLACI
MEDYABEYKOZ HABER MERKEZİ
#beykoz #beykozhaberleri #beykozhaber #istanbulhaber #sokakmüzisyenleri #müzikestetiği #türkbeşleri #özsoyoperası #sanatvekültür