DOLAR
44,5641
EURO
52,2366
ALTIN
6.843,17
BIST
13.689,00
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
13°C
İstanbul
13°C
Hafif Yağmurlu
Cuma Hafif Yağmurlu
10°C
Cumartesi Az Bulutlu
13°C
Pazar Az Bulutlu
14°C
Pazartesi Az Bulutlu
15°C
REKLAM ALANI
REKLAM ALANI

SEN YAPTIN OLMADI!

20.03.2026 23:55 | Son Güncellenme: 21.03.2026 08:12
A+
A-

www.medyabeykoz.com 20 Mart 2026

Günümüzün bir gecede ünlü olup neden ünlü olduğunu anlayamadığım “şarkıcılarına” sormak istediğim soru; “Nasıl beceremediniz?”, fakat henüz imkan olmadı. Günümüzden birkaç yıl önce sırasıyla mandalinacı, sıvacı gibi meslek erbabını keşfetmeye çalışan ünlülerin elinde patlayan bu saçmalık üzerine ağır eleştiren yazılarım olmuştu; şimdilerde nerede olduklarını ben bile hatırlamıyorum.

Girizgahımızı yaptıktan sonra asıl konumuza dönelim. Uzun soluklu yazacağım ülkemizdeki müzik tarihini ve bu tarihin toplum için ne ifade ettiğini anlatmaya çalışacağım. MEDYABEYKOZ’da yazmaya başlayacağım zaman “Daha çok yorumsuz şarkıları ve şarkıcıları tanıtırım,” demiştim fakat ANADOLU ROCK dedikten sonra; ferman padişahınsa dağlar bizimdir.

Kültür hayatımızı, müzik tarihimizi ve gelişimini anlatmadan şarkıcıları ve toplulukları kronolojik sıra ile paylaşmanın çok anlamı olmayacaktır. Çünkü hiçbir şarkı sözü, bestesi, şarkıcının seslendirmesi, konseri veya sahnesi sebepsiz değildir; mutlaka bir tarihe, sevince veya kedere bağlıdır, toplumumuzun, halkımızın hafızasıdır.

Cumhuriyetimizin ilk yıllarında, çöken bir imparatorluğun bakiyesinden kalan kültür yapısının yönlendirdiği, daha çok gece hayatına ve dar çevrede oluşmuş müzik insanlarına hitap eden müzik türleri vardı. Sınırlı sayıda taş plak ve radyo yayınları ile halka ulaşılıyordu. Piyasada ise Türk Sanat Müziği ile tangolar ve yine sınırlı sayıda türküler dinleyicilere ulaşıyordu. Modernleşmeyi ilke edinen Cumhuriyetimiz kurucu kadroları, her dalda olduğu gibi sahne sanatlarında da çağdaşlarıyla eş değerde eserler vermeyi hedef almıştı. Bu yönde de yetenekli gençleri müzik eğitimi için yurt dışına burslu yollamıştı. Dönemini öncüleri olacak TÜRK BEŞLERİ de eğitimleri tamamlandıktan sonra ülkemize döndüklerinde, her biri tek tek çok başarılı eserleri sanat hayatımıza armağan edeceklerdi.

Kimlerdi TÜRK BEŞLERİ? Günümüz “ünlüleri” değiller ve kaç kişi hatırlıyor? Hatırlayalım: CEMAL REŞİT REY, ULVİ CEMAL ERKİN, AHMET ADNAN SAYGUN, HASAN FERİT ALNAR, NECİL KAZIM AKSES… Cumhuriyetimizin ilk yıllarının renklerini, kokularımızı, tatlarımızı, anılarımızı, sevinçlerimizi, hüzünlerimizi Batı teknikleriyle çağdaşlaştıran öncü bestecileridir. Ve hiçbir zaman kıymetleri anlaşılamadı, hak ettikleri itibarı göremediler.

Bütün bu girişimlere rağmen dönemin çalkantıları ve ekonomik buhranları istenilen sonucun alınmasını engelledi. Her olumsuzluğa rağmen büyük şehirler İstanbul, İzmir ve başkent Ankara’da yabancı diplomatların, iş insanlarının talepleri; gece kulüplerinin ve restoranların yanı sıra tiyatroların açılmasına sebep oldu. Geleneksel Direklerarası eğlence anlayışı şekil değiştirmeye başladı. Daha çok Avrupa ülkelerinden gelen revüler ve çeşitli şarkıcılar eğlence dünyasında yerini aldı. Anadolu’da ise bazı yerel yöneticilerin inisiyatif almasıyla “Aşıklar Günü” adlandırmasıyla cılız girişimler de oldu fakat beklenen sonucu vermedi. Her zaman olduğu gibi şartları piyasa belirlemeye başlamıştı.

İkinci Dünya Savaşı süresince bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de gece hayatı ve sahne sanatlarına olan talepte azalma olmuştu. Halkın müziğe ulaşabileceği kısıtlı sayıdaki radyo yayınları da yasak savma kabilinden fasıllar, Türk Sanat Müziği solo ve koro yayınlarından öteye geçmemekteydi. İstanbul, İzmir, Ankara gece kulüplerinde ise diplomat, casus ve gazeteciden oluşan topluluklar; yurt dışından getirilmiş şantöz ve topluluklardan yabancı şarkılar dinliyordu. Çok az sayıdaki ülkemizden şarkıcılar ise yabancı isimler kullanarak sahne alıyorlardı. Tüm şarkılar Fransızca, İngilizce veya başka dillerde söyleniyordu. İkinci Dünya Savaşı sonlandıktan sonra değişim rüzgarları başlayacaktı.

Haftaya kaldığım yerden devam edeceğim.

HER ZAMAN OLDUĞU GİBİ HOŞÇAKALIN, DOSTÇA KALIN.

KUKLACI

ETİKETLER: ,
Yorumlar

  1. kofin dedi ki:

    Sanat; insani ve ahlaki değerleri yücelten, damıtılmış düşüncelerin engin bir denizi ve dünü ödünsüz hatırlamaktır… Elinize sağlık Ahmet Uluç…

  2. CananM dedi ki:

    Sanat; icra edildiği dönemde değeri çok bilinmeyen ancak temeli sağlam atılan, çok uzun yıllar sonunda unutulmayan,değeri anlaşılan ve artan bir yapı ne yazık ki.Elinize sağlık Kuklacı.