Yerleşik düzende kendisini güvende hisseden ve geleneksel kalıplarla hareket eden kitleler, zaman zaman sorgulama mekanizmalarını arka plana iterek mevcut sosyo-ekonomik sistemin birer parçası haline gelebilmektedir. Dogmalar üzerine inşa edilen toplumsal yapılar, sömürü odakları için az maliyetli ve yönetilmesi kolay bir zemin sunar. Bilinçli bir sorgulamadan uzak tutulan yığınların bu sessiz kabullenişi, uzun vadede toplumsal tıkanıklıkları ve bir nevi kültürel kaosu da beraberinde getirir.
Rock and roll, tüm alt dallarıyla birlikte tam olarak bu statükoya ve kabullenişe karşı bir isyanın müziğidir. Temelinde yer alan blues, Afro-Amerikalı kölelerin tarihsel çaresizliğini ve acılarını taşır. İnsanların yurtlarından koparılıp zincire vurulduğu, ağır şartlar altında ve insani olmayan koşullarda çalıştırıldığı bir dönemde; geriye kalan tek çığlık bu müzik olmuştur. Akşamları koğuşlara dönüldüğünde yaşanan acıyı geçici olarak unutmak adına sunulan sistem araçlarına karşı, bu haykırış kolektif bir hafıza oluşturmuştur.
Zaman içinde modern şehir hayatının ritmine kapılan, sistemin sunduğu sınırları “normal yaşam” olarak kabul eden ve aslında modern üretim çarklarının sıradan birer parçası haline gelen geniş kitleler, bu gerçeği çoğunlukla gözden kaçırır. Bazen kendi çelişkilerinin ve iki yüzlülüklerinin farkında bile değilken, dışarıdan marjinal görünen rock kültürüne karşı mesafeli ve ön yargılı bir tutum sergilerler. Oysa rock müzik, sadece bir ritim ya da melodi olmanın ötesine geçerek entelektüel bir duruş ve ideolojik bir eleştiri mekanizması haline gelmiştir.
Bu kültür, dünyanın her yerinde sömürüyü, haksızlığı ve samimiyetsizliği ortaya çıkaran bir turnusol kağıdı işlevi görür. Örneğin; Ozzy Osbourne’un konserlerinde sahnede hayvanlara zarar verdiği yönündeki şehir efsanelerini diline dolayarak sanatçıyı acımasızca eleştirenler, endüstriyel hayvancılık tesislerinde her gün binlerce canlının ekonomik gerekçelerle sistem tarafından yok edildiğini görmezden gelirler. Sahne şovlarının çarpıtılması nedeniyle Osbourne’un yaşadığı talihsiz olaylar (1982 Iowa konserinde sahneye atılan gerçek bir yarasayı dekor sanarak ısırması ve sonrasında tedavi görmesi) madalyonun sadece görünen, popüler yüzüdür.
Daha çarpıcı bir sosyolojik ikiyüzlülük ise geçmiş Avrupa kültüründe karşımıza çıkar. Hard rock müzisyenlerini ve dinleyicilerini “toplum dışı” ilan eden seçkinci yapılar, kilise korolarındaki ses tınısını korumak adına çocuk yaşta cerrahi müdahaleye maruz bırakılan “kastrato”ların trajedisini yüzyıllarca sessizlikle geçiştirmiştir.
Geleneksel ve konformist kitlelerin bu pragmatik yaklaşımı, Rock and Roll ile başlayıp Thrash ve Death Metal ile süren müzikal serüvende sert bir dille eleştirilir. Kendilerini sistemin dışına itilmiş “aykırılar” olarak nitelendiren bu müzik türleri, aslında yerleşik düzenin sahte konforuna sığınan oportünist anlayışın sistemsel olarak ne kadar değersizleştiğini güçlü bir biçimde haykırmaktadır.
KUKLACI
beykoz #beykozhaberleri #beykozhaber #istanbulhaber #rocknroll #statuko #sosyolojikelektirik #muzikveisyanduygusu #kuklaci